RSS

Blog

NEDEN FİLTRESİZ ZEYTİNYAĞI?

 Yazan: Dr. Kimyager Çiğdem KUŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 



     Filtresiz sızma zeytinyağları, birkaç hafta ya da birkaç ay depolama tanklarında bekletilmeleri durumunda, filtreli yağlara göre farklı özelliklere sahip olurlar. Filtresiz sızma zeytinyağına uygulanan bu işlem, içerdiği maddeler nedeniyle, yağın göze bulutsu bir şekilde görülmesine neden olabilir. Bu bulutsuluk durumuna, asıltı (kolloid) veya serpinti (dispersiyon) de denilmektedir. Bazı tadım uzmanları, ünlü yemek gurmeleri ve tüketiciler, zeytinyağındaki bulutsu görünümün daha çok, tazeliğe ve kaliteye işaret ettiğini düşünmektedirler. Taze zeytinyağının bulutsu bir görünüme sahip olmasının nedeni, değişken miktarda ve mikro boyutta zeytin suyu damlacıkları ve zeytin meyvesi içermesidir.[1].

  

 

 

 

     Sızma zeytinyağının içeriğini major ve minör bileşikler oluşturur. Major bileşikler, gliserollerdir ve toplam yağ ağırlığının %98’inden fazlasını oluştururlar. Minör bileşikler ise alifatik ve triterpenik alkoller, steroller, hidrokarbonlar, uçucu bileşenler ve antioksidanlardan (%2 gibi düşük bir oranda) oluşan 230’dan fazla kimyasal bileşiktir. Antioksidanların ana kaynağını, karotenler ve fenolik bileşikler oluşturur. Sızma zeytinyağının minör bileşiklerinden fenollerin birçoğu kuvvetli antioksidan aktiviteye sahip olduğu için, vücutta serbest radikallerden kaynaklanan zararları gidermekte ve böylelikle vücudu, çeşitli hastalıklara karşı korumaktadır [2].

 

  

  

 

     Zeytinyağı elde edilirken sıcaklığın artması, bitkisel dokudan salınan fenollerde artış olmasını ve yağ fazında çözünen fenol miktarının da artmasını sağlamaktadır. 25o C’tan 30o C’a çıkışta fenollerin arttığı gözlenmektedir. Sıcaklık 30o C’tan 35o C’a çıkınca, fenol miktarında artış görülmemektedir [2]. 

     Oksidasyon, yağların kimyasal, duyusal ve beslenme özelliklerinde önemli ölçüde zarara neden olmaktadır. Bunlar, enzimatik oksidasyon, fotoksidasyon ve otooxidasyon gibi çeşitli oksidatif bozunmalar yoluyla gerçekleşir [1,3]. Yağların oksidatif kararlılığı, onların, yağ asiti  tokoferoller ve polifenoller gibi antioksidan maddelerin yapısı ve miktarı ile belirlenir. Bu maddelerin filtrasyon sistemiyle azalması oksidasyon kararlılığını ve dolayısı ile raf ömrünü azaltmaktadır [1,3,4,5].

 

 

 

 

2019 yılında hazırlanmış bir derlemede şu bilgilere yer verilmiştir [1]:

 

  • Filtresiz sızma zeytinyağlarının oksidatif kararlılığı, filtreli olanlardan daha iyi korunmaktadır [5]. 
  • Sızma zeytinyağının ana fenolik bileşikleri, oleuropein aglikonlarıdır ve bunlar basit fenoller olan tirozol ve hidroksitirosol olan türevleridir. Polar ve suda çözünürler [6]. Bu nedenle zeytinyağında bulunma oranı filtrasyon işlemiyle azalan su içeriğine bağlıdır [7,8]. 
  • Jabeur vd., (2017) yaptıkları çalışmada fenolik bileşenler zeytinyağındaki su damlacıklarının çevresinde bulunduğu için, eğer filtre edilirse fenolik bileşiklerin azalacağını açıklamıştır [9]. 
  • Bakhouche vd., (2014) yaptığı çalışmada filtrasyonun nemi büyük ölçüde düşürdüğü, suda çözünen fenol bileşikleri olan fenolik alkolleri ve flavonları azalttığını vurgulamıştır [10]. 
  • Filtrasyon ile istenen duyusal özelliklerin yoğunluğu azalmıştır [1]. 
  • Saklama süresinin, yağın kalitesini, filtrasyon işleminden daha fazla etkilediği ifade edilmiştir. Köseoğlu vd., (2019) tarafından Ayvalık, Memecik ve Domat zeytinyağlarının filtrasyonu ile toplam fenolik içeriğinin azaldığı tespit edilmiştir. Buna karşılık antioksidan bileşikler, FAEE ve FAME (Metil ve etil esterler), antioksidan aktivite ve OS (Oksidatif kararlılık) üzerinde önemli bir etkisi olmadığını göstermiştir (P <0.05) [11].   

 

 

     Tüm bu sonuçlar değerlendirildiğinde, ağaçtan sofraya kadar birçok değişime uğrayan zeytinin, zeytinyağı oluşumunda niteliklerinin artması ve var olan niteliklerini koruması için zeytin işleme aşamalarında kalite korunmalıdır. Bu nedenle filtresiz zeytinyağı tercih edilirse, içeriğinde bulunan bileşikler ile daha kaliteli; duyusal olarak daha etkin; oksidasyona karşı daha kararlı bir ürün elde edilmiş olur. 

 

Kaynakça:

[1] Cayuela-Sánchez, J. A., ve Caballero-Guerrero, B. (2019). Fresh extra virgin olive oil, with or without veil. Trends in food science & technology, 83, 78-85.

[2] Kıralan, M., ve Yorulmaz, A. (2006). Zeytin Meyvesinde ve Sızma Zeytin Yağında Bulunan Başlıca Fenoller ve Bunları Etkileyen Bazı Faktörler, Cilt/Vol.:7-Sayı/No: 2 : 311-321.

[3] Kıralan, M., Yorulmaz, A., Ercoşkun, H., ve Sağırkaya, M. (2005). Sızma zeytinyağının fenolik bileşiklerine ve oksidasyon stabilitesine işleme aşamalarının etkileri. Gıda Mühendisleri Odası Gıda Mühendisliği Dergisi, 19(9), 28-34.

[4] Koidis, A., Triantafillou, E., ve Boskou, D. (2008). Endogenous microflora in turbid virgin olive oils and the physicochemical characteristics of these oils. European Journal of Lipid Science and Technology, 110, 164–171.

[5] Lozano-Sánchez, J., Cerretani, L., Bendini, A., Gallina-Toschi, T., Segura-Carretero, A., ve Fernández-Gutiérrez, A. (2012). New filtration systems for extra-virgin olive oil: Effect on antioxidant compounds, oxidative stability, and physicochemical and sensory properties. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 60, 3754–3762.

[6] Galanakis, C. M., Goulas, V., Tsakona, S., Manganaris, G. A., & Gekas, V. (2013). A knowledge base for the recovery of natural phenols with different solvents. International Journal of Food Properties, 16(2), 382–396.

[7] Ambrosone, L., Angelico, R., Cinelli, G., Di Lorenzo, V., & Ceglie, A. (2002). The role of water in the oxidation process of extra virgin olive oils. Journal of the American Oil Chemists’ Society, 79, 577–581.

[8] Lercker, G., Frega, N., Bocci, F., ve Servidio, G. (1994). “Veiled” extra-virgin olive oils: Dispersion response related to oil quality. Journal of the American Oil Chemists’ Society,

71, 657–658.

[9] Jabeur, H., Zribi, A., ve Bouaziz, M. (2017) Changes in chemical and sensory characteristics of Chemlali extra-virgin olive oil as depending on filtration. European Journal of Lipid Science and Technology, 119:1–10.

[10] Bakhouche, A., Lozano-Sánchez, J., Ballus, C. A., Martínez-García, M., González Velasco, M., ve Olavarría-Govantes, A. (2014). Monitoring the moisture reduction and status of bioactive compounds in extra-virgin olive oil over the industrial filtration process. Food Control, 40, 292–299.

[11] Köseoğlu, O., Sevim, D., ve Kadiroğlu, P. (2019). Effects of Filtration on the Quality Properties of Extra Virgin Olive Oils during Storage. Journal of the American Oil Chemists' Society, 96(3), 291

PÜRENİN VE PÜREN BALININ ÖZELLİKLERİ

 Yazan: Dr. Kimyager Çiğdem KUŞ

 

PÜREN BİTKİSİ 

 

     Püren bitkisi, Erica cinsinden Ericaceae familyasının bir üyesi olup, Dünya’da 700’ün üzerinde türe sahiptir. Bunlardan 5 Erica türü ülkemizde doğal olarak yetişmektedir.

 

Püren bitkisi

 

    Ülkemizde yetişen pürenler, iki tür doğal yayılış göstermektedir. Bu türlerden biri olan E. bocguetti endemiktir ve yalnızca Antalya’da yetişmektedir. Diğer türlerden E. manipuliflora ve E. arborea, Muğla ve çevresinde bulunmakla birlikte daha çok 0-1530 m yükseklikler arasında yetişmektedir (Güvenç, 2007 Kuş, 2017). Erica türleri Anadolu’da, Akdeniz, Ege ve Karadeniz kıyı şeritleri boyunca doğal olarak yetişmekte; halk arasında “funda”, “püren”, “süpürge çalısı” olarak anılmaktadır. Çiçeklenme dönemi Temmuz-Kasım ayları arasında olduğu için, arıların kışa hazırlanmalarında en önemli nektar kaynaklarından biridir.

 

PÜREN BALI

 

     Erica türlerinden üretilen bal, püren balı olarak isimlendirilmektedir. Püren balı, koyu kahverengi renkte, aroması güçlü, tadı keskin bir baldır. Ülkemiz dışında, tüketiciler tarafından yoğun olarak tercih edilmektedir. Bu nedenle, yurtdışındaki üreticilere diğer ballardan daha fazla getiri sağlamaktadır. 

 

     Bal, antioksidan, antibakteriyel, antidiabetik, anti-inflamatuar ve anti-mikrobiyal aktivitelerinden ve yara iyileştirici özelliklerinden dolayı insan sağlığına destek olmaktadır. Antioksidan besinler, oksidatif stresi azalttığı, oksidatif hasarı önlediği için büyük ilgi görmektedir.     

 

     Antioksidan etkilerden sorumlu bal bileşenleri  fenolik asitler, flavonoidler, askorbik asit, katalaz, peroksidaz, karotenoidler gibi bileşiklerdir.

             

 

 

     Pek çok çalışmada, baldaki fenolik asitler ve flavonoidler, kapsamlı bir şekilde araştırılmış ve antioksidan aktivitelerin toplam fenolik konsantrasyonları ile doğrusal ilişki içinde olduğu kanıtlanmıştır.  Bugüne kadar yapılan çalışmalar, püren balının yüksek antioksidan ve fenolik madde içeriğine sahip ve insan sağlığı için önemli bir besin kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır (Giao vd., 2007, Estevinho vd., 2008; Escuredo vd., 2013; Piotraszewska vd.,2015).

 

 

İrlanda’da püren balı, 'SÜPER BESİN' olarak adlandırılırken, manuka balına rakip olacağı, yapılan araştırmalarda gösterilmektedir (Kavanagh 2019)

 


     Günümüzde püren balı İskoçya, Portekiz, İspanya, İrlanda gibi ülkelerde yüksek katma değerli foksiyonel bir gıda olarak görülürken, ülkemizde bu bala ilgi neredeyse yok denecek kadar azdır. Son yıllarda İrlanda’da yapılan bir çalışmada, püren ballarının fizikokimyasal özelliklerinin, manuka balına benzemekte olduğu ve manuka balından daha yüksek toplam fenolik içeriğe sahip olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca antioksidan özellikleri bakımından manuka balı ile eşdeğer olabileceği ortaya çıkarılmıştır. Yüksek talep gören ve ticari değeri yüksek olan manuka balı ile karşılaştırıldığında, insan sağlığına faydalarından dolayı püren balı üzerinde de araştırmaların artırılması gerekli görülmektedir (Alvarez-Suarez, 2010, Kavanagh 2019).

 

 

PÜREN BALI ÜZERİNE BAZI ÇALIŞMALAR

 

     Püren ve aynı dönemde üretilen çam balının antioksidan aktiviteleri 5 farklı yöntemle karşılaştırılmıştır. ABTS katyon radikali giderim aktivitesi testinde, yüksek polen içerikli püren balı (%85 Erica) %20’lik konsantrasyonda, %80,28 inhibisyon gösterirken, aynı bölgede üretilen çam balı ise %70,60 inhibisyon göstermiştir. Buna karşılık DPPH serbest radikal giderim aktivitesi açısından çam balında %43,92 inhibisyon elde edilirken, püren örneğinde %40,65 inhibisyon elde edilmiştir. Metal şelat aktivitesi değerlendirildiğinde aynı örneklerde püren balı %86,16 inhibisyon gösterirken, çam balı %83,04 inhibisyon göstermiştir. Püren balı (%85 Erica) ve çam balı ile karşılaştırıldığında her ikisinde de kayda değer bir antioksidan aktivite gösterdiği tespit edilmiştir (Kuş vd., 2018)

 

çam ve püren

 

     Antibiyotiğe dirençli bakteriler önemli bir sağlık sorunudur. Hem insan hem de hayvanlarda antibiyotik kullanımını azaltmayı amaçlayan ve balın belirli şartlar altında antibiyotik kullanımına bir alternatif sağlayabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur.  Yalnızca ABD'de yıllık 239.106 kg antibiyotik kullanıldığı tahmin edilmektedir. Avrupa Birliği'nde, tarım ve gıda endüstrisinde antibiyotik kullanımı konusunda kısıtlamalar oldukça fazladır; ancak çoğu durumda, ülkeler arasında büyük farklılıklar göstermektedir.

     Yapılan çalışmalardan biri, atların kol ve bacaklarındaki yaralar üzerindedir. Atların kol ve bacaklarında oluşan yaralar, insanlardakiler ile benzerdir. Uzuvlarda meydana gelen hidrostatik güç, insandaki iltihaplanma, granülazyon, epitelizasyon ve kasılma gibi yaralarının iyileşmesini zor hale getiren süreçlerin ardından oluşan bacak ülserine benzeyen küçük ve büyük ödem risklerine neden olmaktadır.  Bu çalışmada, bal arısı laktik asit formülasyonu kullanılarak in vitro koşullarda yara iyileştirme etkisi incelenmiştir. Bal arısındaki laktik asit bakterilerinin, en iyi etkiyi püren balı ile gösterdiği ortaya çıkmıştır. Laktik asit bakterilerinin daha iyi aktivite gösterme ve canlılığını sürdürebilme nedeninin, püren balında, diğer bal türlerinden daha yüksek oranda su içeriğinin bulunmasından kaynaklanabileceği düşünülmüştür.(Olofsson vd., 2016)

     Çoğunlukla balın mikrobiyal aktivitesi, onun osmalalitesine, düşük pH’ına, düşük hidrojen peroksit içeriğine ve Manuka balında (tıpta geniş çapta kullanılan bir bal) olduğu gibi, belirli bir bileşene (Metilglikoksal (MGO)) dayandırılmaktadır. Manuka balı gibi püren balının da benzer oranda iyileştirme gücünün olabileceği ifade edilmiştir.

     Püren balı (8,55 mg/100 g) ve kestane balının (8,13 mg/100 g) benzer ortalama flavanoid içeriğe sahip olduğu; polifenolik içeriklerinin ise ikisinde de 114 mg/ 100 g olduğu tespit edilmiştir.  Püren balının, %41,7 fruktoz; %26,5 glukoz; %1,3 sükroz; %1,5 maltoz içerdiği rapor edilmiştir. (Escuredo vd., 2014, 2019).

 

 

 

ÇALI SÜPÜRGESİ Mİ BAL MI

 

     Püren, ülkemizde, çok geniş bir alana yayılmış olmasına ve tıbbi özellikler içermesine karşın,  hâlâ yeterince ilgi görmemekte ve üretimi, olası bal miktarının çok altında kalmaktadır. Türkiye Ormancılığı Derneği tarafından hazırlanan 'Türkiye Ormancılığı: 2019' çalışmasında, yıllara göre püren (Erika-funda-kök) üretimine ilişkin bilgiler mevcuttur. (TOD, 2019).

     Süpürge çalısının yer aldığı odun dışı orman ürünlerinin tevzii masrafı, tarife bedeli ve satış masrafını gösterir cetvelde ise 2017’de süpürge çalısının tonu, 0,51 TL olarak belirtilmiştir (OGM, 2017). Ne yazık ki püren, bal üretiminde değil, genellikle çalı süpürgeleri üretiminde; ender olarak da peyzajda ve erozyon ile mücadelede kullanılmaktadır.

 

SONUÇ

Sonuç olarak, elde edilen bütün bu veriler, pürenin, henüz keşfedilmemişse de yüksek katma değer sağlayabilecek bir bitki kaynağı olduğunu kanıtlamaktadır. Dolayısıyla, püren, çalı süpürgesi yapılmak üzere ihale ile satılmayı değil -manuka balı gibi- tıbbi ilaç niteliğindeki bir balın kaynağı sayılmayı ve el üstünde tutulmayı çoktan hak etmektedir.

 

KAYNAKÇA

* Alvarez-Suarez, J.M., Tulipani, S., Díaz, D., Estevez, Y., Romandini, S., Giampieri, F., Damiani, E., Astolfi, P., Bompadre, S., Battino, M., 2010. Antioxidant and antimicrobial capacity of several monofloral Cuban honeys and their correlation with color, polyphenol content and other chemical compounds. Food Chem. Toxicol. 48, 2490–2499
* Estevinho, L. Pereira, A. P., Moreira, L., Dias, L. G., ve Pereira, E. (2008). Antixidant and antmicrobial effects of phenolic compounds extracts of Northeast Portugal honey. Food and Chemical Toxicology, 46(12), 3774-3779.
* Escuredo, O., Miguez, M., Fernandez-Gonzalez, M., ve Seijo, M. C., (2013). Nutritional value and antioxidant activity of honeys produced in a European Atlantic area, Food Chemistry, 138 (2-3), 851-856.
* Escuredo, O., Dobre, I., Fernández-González, M., & Seijo, M. C. (2014). Contribution of botanical origin and sugar composition of honeys on the crystallization phenomenon. Food chemistry, 149, 84-90.
* Escuredo, O., Rodríguez-Flores, M. S., Rojo-Martínez, S., & Seijo, M. C. (2019). Contribution to the chromatic characterization of unifloral honeys from Galicia (NW Spain). Foods, 8(7), 233.
* Giao, M. S., Gonzalez-Sanjose, M.L., Rivero Perez, M.D., Pereira, C. I., Pintado, M.E., ve Malcata, F.X. (2007). İnfusions of Portuguese medicinal plants: Dependence of final antioxidant capacity and phenol content on extraction features. Journal of the Science of Food and Agriculture, 87(14), 2638-2647.
* Güvenç, A. ve Kendir, G. (2007). The leaf anatomy of some Erica taxa native to Turkey. Fabad Journal of Pharmaceutical Sciences, 32, 121-125.
* Kavanagh, S., Gunnoo, J., Passos, T. M., Stout, J. C., ve White, B. (2019). Physicochemical properties and phenolic content of honey from different floral origins and from rural versus urban landscapes. Food chemistry, 272, 66-75.
* Kuş, Ç., Duru, M.E.,Taş, M. ve Küçükaydın, S. (2017). Anticholinesterase activities from aqueous extract of different plant parts of Erica manipuliflora. International journal of secondary Metabolite, 4(3, Special Issue 2), 372-375.
* Kuş, Ç., Duru M. E., Taş, M., Küçükaydın, Ş., Karataş, Ş., Kurnaz, S., (2018) Muğla’da Aynı Dönemde Üretilen Çam ve Püren Ballarının Antioksidan Aktivitelerinin Karşılaştırılması 6. Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi, Fethiye Muğla/Türkiye, 15-19 Ekim 2018, pp.555
* Piotraszewska- Pajak, A.ve Gliszczynska-Swiglo, A. (2015). Directions of Colour Changes of Nectar Honeys Depending on Honey Type and Storage Conditions. Journal of Apicultural Science, 59(2),51-61.
* Olofsson, T. C., Butler, E., Lindholm, C., Nilson, B., Michanek, P., & Vásquez, A. (2016). Fighting off wound pathogens in horses with honeybee lactic acid bacteria. Current microbiology, 73(4), 463-473
* TOD, 2019. Türkiye Ormancılığı: 2019, ISBN: 978-975-93478-4-0, 164+20 sayfa, Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara

* (OGM,2017)https://www.ogm.gov.tr/ekutuphane/Tebligler/2017%20y%C4%B1l%C4%B1%20Odun%20D%C4%B1%C5%9F%C4

%B1%20Orman%20%C3%9Cr%C3%BCnlerine%20ait%20Tarife%20Bedeli,%20Tevzii%20Masraf%C4%B1%20ve%20Sati%C5%9F%20

Masraflar%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6sterir%20cetveller.pdf

 

SAĞLIKLI BİR TOPRAK İÇİN ORGANİK TOPRAK ISLAHI

Türkçeye aktaran: Müge Bakioğlu, Necla Dal

 

Organik bahçeler için toprağa bol miktarda organik madde eklemek, bitkilerinizin sağlığı için kritik önem taşır.

Bahçenizde sağlıklı bir bahçe toprağı oluşturmak için bulması kolay ve yaygın olan organik toprak ıslahı yöntemlerinden bazılarını bu yazıda derledik.

 

kompost

 

 

1. Kompost

Güçlü bir organik bahçenin yolu komposttan geçer. Peki, kompost tam olarak nedir? Basitçe kompost, bozunmuş, çürümüş organik maddedir. Evsel sebze artıkları, yapraklar, kırpılmış çim vb. ile siz de kendi kompostunuzu yapabilirsiniz. Kompost kutunuzun içerdiği maddelerin işlenmesi ne kadar uzun sürerse, elde edilen kompost da o kadar iyi olur. Bahçe toprağınıza eklemek için ise, ilkbahar ekiminden önce kompostu mevcut toprağınızla karıştırmanız yeterlidir. Eğer sonbahar / kış bahçesi oluşturmayı planlıyorsanız, kompostu daha sonra, yaz sonunda toprağınıza ekleyebilirsiniz.

 

2. Gübre

Gübre, bahçıvanlar arasında oldukça popüler bir diğer organik maddedir. Toprağa organik madde eklemek için olduğu kadar, faydalı böcek, bakteri ve mantarlar için de mükemmeldir.

İneklerden, atlardan, keçilerden, tavşanlardan ve tavuklardan elde edilen gübrenin de, bahçe için çok faydalı olduğu kabul edilmektedir.                                         

toprak

Gübre satış bayilerinden, zirai bayilerden, yerel çiftliklerden organik gübre satın alabilir veya ot yiyen hayvanlara sahip olacak kadar şanslıysanız, hiçbir ücret ödemeden de sağlayabilirsiniz.

Gübre, özellikle tavuk gübresi, bitkileri yakabileceğinden, gübreyi tazeyken kullanmamaya özen göstermelisiniz. Tavşan, bitkilerinizi tehlikeye atmadan bahçeye hemen uygulayabileceğiniz tek gübredir. Diğer gübre çeşitleri için, tüm hasadınız toplandıktan sonra geç sonbahar/kış döneminde gübreyi uygulayabilir, aksi takdirde kompost yığınınıza ekleyerek bekletebilirsiniz.

 

3. Organik Gübreli Toprak Karışımları

Bahçeye ekleyebileceğiniz birçok organik toprak gübresi bulunmaktadır. Özellikle balık artıkları ve deniz yosunu çayı, toprağınızda harikalar yaratabilir. Görece ucuz olan kan ve kemik unu ise bir diğer alternatiftir; kuru olduğu için işlenmesi ve uygulaması daha kolaydır. Çürümüş balık kafası kadar kötü kokmadığı için, karakafes otu çayı da harika bir seçenektir.

  

 4. Malç (Saman örtüsü)

 Malç, en sevilesi toprak ıslah yöntemlerinden biridir. 

Malçlama, yabani otların bahçenizi ele geçirmesini önlemek için saman, kuru ot veya talaşın kullanıldığı bir uygulamadır. Bahçıvanlar genellikle istenmeyen bitkilerin büyümesini önlemek için, bitkilerin etrafına ve yürüyüş yollarına malç katmanı uygular.

 saman

 

Organik Toprak Islahı İçin Diğer Seçenekler:

 

Adi Yonca (Alfalfa) Unu - Bu, kullanımı kolay, harika bir bitki temelli azot kaynağıdır.

Kan Unu - Genellikle kemik unu ile birleştirilmiştir. İz minerallerle dolu, yavaş salınan bir azot kaynağıdır.

Kemik Unu - Genellikle kan unu ile birleştirilmiştir. Bitkiler tarafından emilimi oldukça hızlıdır. Kalsiyum kaynağıdır.

Kompost Haline Getirilmiş Tavuk Gübresi - Dengeli bir besin kaynağıdır. Taze uygulanmaz; taze uygulanırsa azot miktarı çok yüksek olduğundan bitkilerinizi yakar.

 

Hindistan Cevizi Lifi - Sıkıştırılmış hindistancevizi lifinden yapılır. Torfun çevre dostu alternatifidir.

Dolomit Kireç - Asitli topraklarda pH'ı yükseltir, sağlıklı bitki gelişimini destekler.

Yeşil Gübre Bitkileri - Toprağa gömmek üzere örtü bitkileri yetiştirebilirsiniz. Yonca ve diğer baklagil bitkileri toprağınıza doğal yollarla azot kazandırılmasını sağlayacaktır.

Yeşil kum (Greensand) - Potasyum, demir, magnezyum ve 30 kadar iz mineral içerir.

Jips- Ağır killi toprakları havalandırmak için kullanılır. Alkali toprakların iyileştirilmesinde kullanımı yaygındır.

Kelp Unu – Harika bir mikrobesin kaynağıdır.

Turba Yosunu - Toprağınızı havalandırmanın iyi bir yoludur, ancak turba bataklıkları tükenme riski altında olduğundan, çevre dostu bir seçenek değildir. Hindistan cevizi lifi ile ikame edilebilir.

cicek

 

Kaya Tozu - Çeşitli iz mineralleri içerir.

Kaya Fosfat - Fosfat, elementer kalsiyum ve diğer eser mineralleri içerir.

Kabuklu Deniz Ürünleri veya İstiridye Unu - Kalsiyum, azot, fosfor ve iz mineraller kaynağıdır.

Kükürt - Topraklarınızı daha asidik yapar; yabanmersini, açelya ve ormangülü gibi asit seven bitkilerin etrafı için uygundur.

Sul-Po-Mag (potas-magnezyum sülfat) – ‘Langbeinite’ diye adlandırılan doğal olarak oluşan bir mineraldir. Magnezya sülfatı olarak da bilinir, potasyumun hızlı salınımı için iyi bir kaynaktır. Potas varyasyonudur.

Solucan Gübresi –En yoğun besin maddesi içeren organik komposttur.

 

 Organik Toprak Islahı Neden Toprak İçin Daha İyidir?

   Organik ve inorganik (ticari) toprak ıslahlarını karşılaştırırken, daha büyük bir besin artışını kolay uygulanabilir bir halde sunduğu için inorganik ilavelerin daha iyi olduğu düşünülebilir. Fakat uzun vadede, organik toprak ıslahı daha düzenli ve daha kullanışlı bir biçimde, daha fazla besin sağlar ve bahçenin diğer önemli alanlarının iyileştirilmesinde daha iyi sonuçlar verir.

    Organik toprak ıslahı yöntemleri, genel toprak durumunu ve yapısını iyileştirir; aynı zamanda besinleri doğrudan bitkilerinize aktarır. Organik ıslah yöntemleri ayrıca topraktaki mikropları ve böcekleri beslemeye yardımcı olur. 

   Toprağınıza ilave organik madde eklemek aynı zamanda toprak yapısını, nem tutma kapasitesini, drenajı iyileştirir, yararlı mantarları besler.

 

 Organik Islah Yöntemleri Nasıl Sağlıklı Topraklar Oluşturur?

   Mükemmel toprak oldukça nadir bulunur. Çoğu bahçe çok fazla kumla, çok fazla taşla, çok fazla kille, yüksek asit düzeyiyle veya başka şeylerle bozulmuştur. Ancak toprağınızla ilgili sorunların türlerine bağlı olarak bir dizi belirli adımı takip ederek kötü toprağınızı iyi bir toprağa dönüştürmek mümkündür.

lila çiçek

 

Toprak dört elementten oluşur:

  •          Organik madde
  •          Ayrışmış kaya (Mineral maddeler diye de bilinir.)
  •          Su
  •          Hava

Bunlar tüm toprakların temel yapı taşlarını oluşturur. Gerçekten sağlıklı bir toprak ise, aşağıda yer verilenlerin nüfusunda artış gerektirir:

  •          Mikroplar
  •          Böcekler
  •          Kurtçuklar
  •          Mantarlar
  •          Faydalı Bakteriler
  •          Faydalı Akarlar
  •          Nematodlar
  •          Sıçrar kuyruklular
  •          Tek hücreli hayvanlar

 Toprağınıza daha fazla organik madde ekledikçe, tüm faydalı mikropların, böceklerin ve mantarların da nüfusunu arttırmış olacaksınız. Sağladığınız organik madde ile birlikte bu küçücük canlılar, toprak minerallerini, sağlıklı bir bitki büyümesi için kesinlikle gerekli olan hastalık önleyici bileşiklere, besin maddelerine, vitaminlere ve hormonlara dönüştürmeye yardımcı olur.

 Bu küçük böceklerin tüm yararlarını öğrenince, başarılı bir bahçıvan olarak, bu organizmaları desteklemek için ideal toprak koşulları yaratmaya odaklanmanın, sadece sentetik besin maddeleri vermekten çok daha iyi olduğunu göreceksiniz.

 

 Yeşil Gübre ve Örtü Bitkileri

 

 

 

 

Yeşil gübreler ve örtü bitkileri, toprağınızı yabancı otlardan korumak, havalandırmak, besin maddeleri eklemek ve başka bitkiler yetiştirmek için kullanılmadan önce toprak yapısını zenginleştirmek için iyi bir yol sağlar.

Örtü bitkileri

Toprağı kışın korumak için, bakla veya fiğ gibi soğuğa dayanıklı ve sert bir ürün seçin. İlkbahar geldiğinde, toprağa daha fazla besin eklemek üzere alta bu otu gömebilirsiniz.

Yeşil Gübreler

Aşağıda yer verilenler yeşil gübre olarak kabul edilmektedir:

  •          Karabuğday
  •          Soya fasulyesi
  •          Börülce
  •          Baklagiller
  •          Alfalfa (adi yonca)
  •          Bakla

Hayvan gübreleri gibi, bu bitkiler de toprağınıza bol miktarda azot ve organik madde sağlar. Bunun yanısıra, hızlıca yoğunlaşırlar ve yabani ot büyümesini engellerler. İster örtü bitkiler, ister yeşil gübreler, ekimden en az üç hafta önce ilgili alanın altına gömülebilir. Bu süre, organik maddeye, ekime hazır olduğunuz zaman bozulmaya başlama şansı verecektir.

 Hayvan gübreleri gibi, bu bitkiler de toprağınıza bol miktarda azot ve organik madde sağlar. Bunun yanısıra, hızlıca yoğunlaşırlar ve yabani ot büyümesini engellerler. İster örtü bitkiler, ister yeşil gübreler, ekimden en az üç hafta önce ilgili alanın altına gömülebilir. Bu süre, organik maddeye, ekime hazır olduğunuz zaman bozulmaya başlama şansı verecektir.

 

Unutmayın ki bahçenizdeki toprağın doğal olarak iyileştirilmesi için toprağınıza ekleyebileceğiniz en iyi şeyler organik ıslah yöntemlerinde kullanılanlardır.

 

Kaynak: Organic Amendments for Healthy Soil – How to improve your dirt.  https://piwakawakavalley.co.nz/organic-amendments/ adresinden erişildi.

 

Fotoğraflar için: Goumbik, Matu Bil, 53084, Alturas Homes ve Ronald'a teşekkürlerimizle.